İslam ümmeti olarak çok ciddi sınavdan geçiyoruz bugünlerde. Sınavımız Suriye, Mısır, Arakan, Doğu Türkistan, Mali, Patani kısacası bütün İslam coğrafyası. Bu ülkelerde kardeşlerimiz gözümüzün önünde namaz kılarken, dua ederken, Kur’an okurken vahşice katledilmekteler. Bebeler öksüz ve yetim, kadınlar dul ve çaresiz kalmaktalar.
Suriye’de Doğu Guta’da gözü dönmüş cani esed’in kullandığı kimyasalla, çoğunluğu çocuk ve kadın olmak üzere binlerce masum insan uykudayken hayatını çok acı bir şekilde kaybetti. Ama kimsenin ( AB, ABD, BM vs.) sesi çıkmadı.
Mısır’da Adeviye ve Nahda meydanlarında hak ve adalet için, özgürlük için bir araya gelen silahsız ve savunmasız insanların üzerine bir ordu ateş açarken, yüzlerce insan asker’den, polis’den ve baltacı diye adlandırılan satılmış köpeklerden kaçarak mescid lere sığınmışken de kimsenin sesi çıkmadı.
Zaten biz bunların ( AB, ABD, BM vs. ) nasıl iki yüzlü olduklarını, sömürülerini devam ettirebilmek için demokrasiyi nasılda putlaştırdıklarını, gerektiğinde de onu nasıl yediklerini Afganistan da, Irak’da, Filistin’de, Mali’de, Somali’de ve diğer İslam ülkelerinde birçok kez tecrübe ettik.
Ama içimizdeki bazı beyinsizler, hala bunların yalanlarına, iki yüzlülüklerine, demokrasilerine, bunca zalimliklerine, gaddarlıklarına ve çifte standartlılıklarına rağmen aldanabiliyor.
Mısır’daki darbenin arka planı, kimler tarafından ve niçin yaptırıldığı, kimlerin destekledikleri gün geçtikçe bir bir ortaya çıkıyor. İhvan sözcüsü ve 17 yaşındaki Rabia şehidi Esma’nın babası Muhammed Bilteci’nin dediği gibi “Bugün Mısır’ın muzdarip olduğu en kötü terör, darbe koalisyonunun Mısır halkına karşı Suudi, BAE ve Ürdün gibi Arap dünyasındaki iktidar mercii krallıklarla gizli planlar aracılığıyla icra ettiği terördür! Bu teröre; İsrail, Amerika ve onun batılı müttefikleri de Mısır halkının özgürlük hayallerini bitirmek ve Arap baharını geriye çevirmek için tam destek vermektedirler.”
Buna karşılık Biltecinin dediği gibi “Müslüman Kardeşler, darbe yönetiminin bütün yaftalamalarına rağmen şiddete başvurmaktan kaçınmak ve barışçıl yolda devam etme sorumluluğunu taşımakla beraber, barışçıllığının en büyük silahı olduğunu ve bu silahın darbecilerin ellerindeki ölümcül silahlardan çok daha güçlü olduğunu vurgulamaktadırlar.”
Darbecilerin ilk icraatları Müslüman kardeşleri kurşuna dizmek, çadırları içindekilerle beraber yakmak, ihvan yetkililerini tutuklamak ve diktatör hüsnü mübarek’i ise hapisten çıkarmak oldu. İşte bunların demokrasi (!) dedikleri tamda budur.
İçimizdeki bazı beyinsizler kalkıp dışımızdakilerin dediklerini tekrar ederek “Türkiye neden Mısır’ın, Suriye’nin içişlerine karışıyor” diyorlar. Merdi Kıpti şecaat arz ederken sirkatin söylermiş. Yani çingenenin merdi, kendini överken hırsızlığını söylermiş. Bu beyinsizlerde böyle derken hem cehaletlerini hem de kimin ekmeğine yağ sürdüklerini göstermiş oluyorlar. Şu hakikati bir kez daha haykırıyoruz ki, İslam ülkeleri arasındaki bu suni sınırları Müslümanların düşmanı olan batılılar çizdi. Bizler (müslümanlar) bu sınırları tanımıyoruz. Bizim inancımızda Müslümanların yaşadığı her yer bizim vatanımızdır ve oradaki her mesele bizim meselemizdir. Ve biz oradaki kardeşlerimize zulüm yapılmasına asla razı olamayız.
İslam mütefekkiri üstad Sezai Karakoç’a “Suriye’nin Hatay’da gözü var, ne düşünüyorsunuz” diye sormuşlar. “Haklılar demiş üstad ve eklemiş: “ Hatay Suriye’nindir, hatta Konya ve İstanbul’da Suriye’lilerin. Nasıl ki Şam bizim, Halep bizimse”
Ve son sözü Muhammed Bilteci’ye bırakıyorum; “ Bu kurbanlar Mısır’ın sivil, çağdaş, insanlığa ve insanlık onuruna değer veren bir devlet olması için verildi! Mısırlıların rüyası gerçekleşene kadar kurbanlar verilmeye devam edilecektir. Bu karşı devrimin başarısız olacağına ve Mısır halkının zafere ulaşacağına dair en ufak bir şüphemiz yoktur.”