“Ümmetin suskunluğunu sana şikayet ediyorum Ya Rabbi” diye haykırmıştı Şeyh Ahmet Yasin. Bu öyle bir suskunluktu ki, bir asrı aşkındır devam etti. Bu suskunluğun neticesi ise, İslam aleminin hal-i pür-melalidir.
Öncelikle konuşması gereken Alimler sustu(rul)du. Sonrada vicdan sahipleri. Meydan bel’amlara ve dalkavuklara kaldı. Bunlar ise yapılan tüm haksızlıklara ve zulümlere alkış tuttu. Çünkü bunların ilahı menfaatleri olmuştu.
Fakat küçükte olsa bir grup hep Hakkı haykırdı, Hakkı savundu. Bazen sesleri duyulmadı, hesaba alınmadı. Ama onlar bıkmadan usanmadan istikamet üzere olmaya devam ettiler. Dillerini eğip bükmediler. Doğruya doğru, yanlışa da yanlış dediler. Ümmetin parçalanmışlığı bunların yüreğini parçaladı, uykularını kaçırdı. Alim olmalarının verdiği bilinçle omuzlarındaki sorumluluklar bellerini büküyordu. “Yiğit düştüğü yerden kalkar” sözü gereğince, ümmetin bu hale düşmesinin sebebinin tefrika olduğunu, bundan kurtulmanın da ancak vahdet ve kardeşlikle olacağını çok iyi biliyorlardı. Bu bağlamda her ay bir araya gelerek ümmetin sorunlarına ve gündemine dair istişarelerde bulunan hocalarımız, Tevhid ve Ümmetin Kardeşliği için basın açıklamasında bulundular. 43 hocamızın altına imzasını attığı 'Yeniden Kardeş Olma Vakti' bildirisi şöyle:
“İslâmiyet “Tevhid” ve “Vahdet” esasına dayanır. Tevhid, birlemek; Vahdet ise,birlik olmak, birlikte yürümektir. “Allah Bir” diyerek İslam’a giren her Müslümanın imanî bir sorumluluğudur, vahdet… Fırkacı, hizipçi, meşrepçi, cemaatçi, kavmiyetçi, ulusçu, ırkçı, grupçu, ferdiyetçi asabiyetlere yenik düşmemek, ümmetin farklı renklerine, seslerine yabancılaşmamak, sahip çıkmaktır vahdet…
Yüce Rabbimiz (cc) iman edenleri “kardeş” kılmış (Hucurat/10); müminlerin kalplerini birbirine ısındırmış (Âl-i İmran/103); onların “kurşunla kaynatılmış duvar gibi” bir tek saf olmalarını (Saff/4) istemiş ve bu kardeşlik nimeti sayesinde onları “ateş çukuruna” (Âl-i İmran/103) düşmekten kurtardığını bildirmiştir.
Peygamberimiz (sas), müminlerin “bir organı hasta olduğunda diğer organları da ateşli hastalığa tutulan bir beden gibi” birbirlerini sevip korumalarını, esirgemelerini (Buhari, Müslim), “iman etmeyince Cennet’e giremeyeceklerini, birbirlerini sevmedikçe de iman etmiş olmayacaklarını” (Müslim) bildirmiş, ayrıca “Müslümanın kanının Müslümana haram olduğunu” (Müslim) beyan buyurmuştur.
Ancak, gerçek şu ki; Türkiye Müslümanları ve Ümmet-i Muhammed bugün bu kardeşlik nimetinin kadrini ve kıymetini tam olarak bilemiyor; benliklerinin, bencilliklerinin, bağnazlıklarının kurbanı oluyor ve “ateş çukurunun” kenarlarında dolaşıyor, hatta sıkça içine düşüyorlar…
İslâm düşmanlarına karşı “şiddetli/izzetli”, mümin kardeşlerine karşı “merhametli/şefkatli” (Fetih/29) olmaları gereken Müslümanlar, yazık ki tam tersini yapıyorlar; birbirleriyle uğraşıp didişiyor, mücadele ediyor, birbirlerine acımıyor ve hatta birbirlerinin boyunlarını vuruyorlar.
Oysa Kur’ân-ı Kerim, bu konuda bizi uyarıyor: “Allah'a ve Resulüne itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin, (aksi halde) çözülüp-yılgınlaşırsınız ve rüzgârınız/gücünüz gider...” (Enfal/46)
Evet, birbirimizle didiştikçe direncimiz gidiyor, birbirimizle sürtüştükçe de sürünüyoruz. Husumet ve haset içeren tartışmalar içimizi boşaltıyor; bizi hakikat, marifet, hikmet ikliminden uzaklaştırıyor…
Hak-hakikat ve hakkaniyet ikliminden uzaklaştıkça da kardeşliğimizi aşındırıyor, din kardeşlerimize kan kusturuyoruz. Ehl-i İslâm kan kaybettikçe de Ehl-i Salibe ve Ehl-i Küfre gün doğuyor… Baharımız kışa dönüyor…
İşte böylesi boğucu ve sıkıntılı ortamda, aşağıda imzaları bulunan ilim ve fikir ehli olarak biz, ancak Allah ve Rasûlü’nün bize “yeniden hayat verecek” (Enfal/24) talimatlarına uyarak “ateş çukuruna” düşmekten (Âl-i İmran/103) kurtulabileceğimize inanıyor ve diyoruz ki: Gelin;
Yüce Rabbimizin Kur’ân-ı Kerim’de buyurduğu gibi:
- Hep birlikte Allah'ın ipine/kitabına sıkıca sarılalım ve bölünüp ayrılığa düşmeyelim! (Âl-i İmran/103)
- Kitab’ı ve Din’i aralarında parçalayıp kendi gruplarıyla övünenler olmayalım! (Âl-i İmran/105; En‘am/159; Müminûn/53; Rum/32; )
- Kardeş olduğumuzu unutmayıp; alay, gıybet, tecessüs ve önyargıdan uzak duralım! (Hucurat/10-12)
Ve gelin;
Rasulüllah (sas) Efendimizin şu talimatlarına hep birlikte ittiba edelim:
“(Ey Müslümanlar!)
Birbirinizle hasetleşmeyiniz!
Birbirinize kin ve nefret beslemeyiniz!…
Birbirinize darılıp yüz çevirmeyiniz!...
Ey Allah’ın kulları, kardeşler olunuz!...” (Müslim)