Batı dünyasının, diğer bir ifade ile emperyalizmin ve Siyonizm’in hedeflerine ulaşma (sömürü ve kendilerine köle etme) noktasındaki en büyük engelleri hiç şüphesiz ki islam dinidir. İslam dini derken kastettiğimiz, anlam sömürüsü de yapan batının namazdan, oruçtan ve hac dan ibaret olarak tanıtmaya gayret ettiği din değildir. Kastımız daha yolun en başında, kelimenin ilk harfinde sahte olan ilahları, sömürüyü, adaletsizliği, haksızlığı, köleliği reddeden ve bunlara karşı savaş açan islam dinidir. Bu ise Allah’u Teala tarafından efendimize vahiy yoluyla indirilen ve efendimiz tarafından pratize edilen dindir.
Bu din vahyedilmeye başlandığında vahyedildiği coğrafyada her türlü haksızlık, zorbalık ve sömürü had safhadaydı. Akif’in de dediği gibi “ Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta; Dişsiz mi bir insan, onu kardeşleri yerdi!” Nüfuzu olan haksız da olsa haklıydı, üstündü ve tehakküm sahibiydi. Onlarca köle dedikleri insanlara hükmediyorlardı. Bu insanların hiçbir kıymeti harbiyeleri yoktu. İstedikleri zaman bu insanlara zulmediyorlar, kendileri yoruluncaya kadar dövüyorlar, günlerce aç ve susuz bırakıyorlardı. Zaten bu zalimlere karın tokluğuna çalışıyorlardı. Malum olduğu üzere o dönemde kız çocukları utanç vesilesi kabul edilerek diri diri toprağa gömülüyorlardı. Kadına değer verilmiyordu. Ekonomik sahada faiz piyasalara hakimdi. Özetle söyleyecek olursak, zalimlerin dışında tüm dünya insanları kendilerini bu zalimlerin elinden kurtaracak bir kurtarıcı arıyordu.
İşte islam tamda böyle bir zaman ve zeminde tüm insanlığı kurtarmak ve yeni bir nefes olmak için geldi. Gelir gelmez yukarıda bazılarını ifade ettiğimiz tüm haksızlıklarla ve olumsuzluklarla mücadele etmeye başladı. Zalimlerin karşısında durdu ve tüm zorbalıklarına itiraz etti. İnsanların nefsi, dini, ekonomik vd. sahalarda sömürülmesine karşı çıktı. Tabi bu karşı duruşa karşı o zamanın zorbaları sessiz kalmadılar. En başta zulmü, fitneyi bitirmekle vazifelendirilen peygamberimizin zulümden nemalanan akrabaları kendisine karşı çıktılar. Hatta efendimizi ortadan kaldırmanın plan ve projesini yaptılar. Sonuçta kazanan zalime karşı duran mazlumdan yana olan oldu.
Şimdi bunları niye anlattık? yaklaşık iki yüz yıldır dünya sathında varlığını siyasi anlamda tam olarak gösteremeyen insanlığın son umudu islam son yıllarda yeniden o gür sesini dünyaya duyurmaya başladı. Tabi bu zaman zarfı içerisinde emperyalizm tüm dünyaya kök saldı ve her bir coğrafyada meyve toplamaya başladı. Kukla devletler bu meyvelere verilebilecek en iyi örnektir. Bu devletleri yöneten dışı bölgeyi içi batıyı gösteren yöneticilerde yıllarca bu zalimlere kendi halkları aleyhine hizmet ettiler.
Emperyalizme ne tahrif edilmiş Tevrat ve incil okuyucuları ve nede herhangi bir din veya ideoloji taraftarları karşı koyacak mecalde değildi. Bilakis bunların birçoğu dönen çarktan nemalanmaktaydılar. Geriye emellerinin önünde bir tek islam kalıyordu.
Onun için yaşadığımız islam coğrafyası sürekli hareketli. Bu coğrafyayı kendi haline bırakmıyorlar. Bıraksalar biliyorlar ki yarınlarda buralara hükmedemeyecekler, buraları sömüremeyecekler. Bu coğrafya insanının sağlıklı düşünmemesi, dinini öğrenmemesi için sürekli zihnini meşgul ediyorlar. Gençlerimizi her türlü pisliğin (alkol, uyuşturucu, şehvet vb.) içine çekmek isteyerek benliklerini kaybetmelerini, dolayısıyla önlerinde kendilerine karşı duracak potansiyel gücü bu şekilde yok etmek istiyorlar.
Türkiye, son yıllarda alışıla gelmiş, daha doğru bir ifade ile dayatılmış birçok şeye itiraz etti. Bunun neticesinde ülkede neler olduğunu hep birlikte müşahade ediyoruz. Ama artık nafile. Artık hasta adam ayağa kalktı ve Emperyalizme dur demeye başladı. Onun için tüm entrikalarıyla hücum etmeye başladılar ve etmeye de devam edecekler. Burada asıl mesele ise bizlerin artık bu oyunu görmemiz ve değerlerimize sahip çıkmamızdır.


