Her tür legal ve illegal örgütlerin ve yapıların sahip oldukları bir misyon vardır. Bu gruplar; amaç, ilke ve hedefleri doğrultusunda faaliyetlerini sürdürürler. Bu yapıları tercih eden kişiler ise kendi beklentilerine göre bu oluşumlar içerisinde yer alarak destekte bulunurlar. Fakat on yıllar boyunca adeta kuzu postu giymiş bir kurt misali, dini bir kimlikle faaliyetlerini sürdüren Paralel Yapı; bugün asıl ruhunu ayan beyan ortaya koymaktadır.
Oslo görüşmelerinin basına sızdırılması, 7 Şubat'ta Mit Müsreşarının ifadeye çağırılması, Mit tırlarının durdurulması ve 17-25 Aralık Operasyonlarında hezimete uğrayan Paralel Yapı bu kez terör olaylarını tırmandırarak ülkemizi dizayn etmeye çalışıyor.
Türkiye aleyhine birçok rapor hazırlayıp Türkiye'yi birçok mecrada suçlu durumuna düşürmeye çalışan, IŞİD'i terör örgütü olarak ilan eden ilk ülke olmasına rağmen, her defasında bilinçli olarak terör örgütüne destek veren ülke olarak göstermeye çalıştılar. Bu, görüldüğü gibi basit bir hâdise değildir. Yıllarca mütedeyyin kimlikle toplumda yer edinen Cemaat oluşumu bugün ise Türkiye aleyhine Fütursuzca saldırılar düzenlemektedir. Türkiye karşıtı her oluşumun içerisinde yer almakta ve her tür eylemi desteklemektedir. Bunu; gerek söylemlerinde, gerekse de faaliyetlerinde açıkça görmek mümkün.
17-25 Aralık operasyonlarında adeta suçüstü yakalanan Paralel Yapı, o günden sonra Ak Parti karşıtı her eylemin ve faaliyetin içerisinde görür olduk. Önce 30 Mart 2014 yerel seçimlerinde, her ilde Ak Parti'ye karşı güçlü olan partileri desteklediler. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde o dönem Başbakan olan Sayın Recep Tayyip Erdoğan'a karşı aralarında CHP, DSP, TKP ve MLKP gibi sol parti ve örgütlerin de bulunduğu bir ittifağın içerisinde yer aldılar. Her iki seçimde de istediği zafere ulaşamayan Paralel Yapı, 7 Haziran Genel Seçimlerinde ise HDP ile kirli bir ittifak yaptı.
Özellikle 17-25 Aralık darbe girişiminden sonra Ak Parti Hükümetini yolsuzluk iddialarıyla suçlayan bu yapı, ülkemizi 30 yılı aşkın bir sürede 400 milyar dolar zarara uğratan PKK ile işbirliği içerisine girdi. Bu rakam doğrudan terör faaliyetleri için harcanan miktardır. Yatırımların engellenmesi ve üretimin olmamasından dolayı ise ortaya çok korkunç rakamlar çıkmaktadır. Buradan da açıkça görüldüğü gibi Paralel Yapı açısından önemli olan devlet değil; önemli olan şey; kendi hâkimiyetleridir.
Tabi bu işin maddi boyutu. Maddiyatla ölçülemeyecek derecede olan, güvenlik güçlerinin şehit edilmesi ve insanların öldürülmesi apayrı, uzun ve çok önemli bir konudur.
HDP ile Paralel Yapı arasındaki ilişkinin platonik olduğunu düşünmek tabiri caizse saflık olur. Bu ilişkinin çok güçlü olduğunu ve beraber alınan bir ihalenin iki ayrı taşeronu olduklarını, her iki kesimin söylemlerine bakarak görmek mümkün. Çözüm Sürecini neticeye ulaştırabilecek iradeye sahip tek kişinin Sayın Recep Tayyip Erdoğan olduğu, HDP tarafından defalarca söylenmesine rağmen, bugün Sayın Erdoğan'ı süreci engelleyen kişi olarak sunmaları Paralel ile aralarındaki bağın en güçlü kanıtıdır. Bunun yanında 17-25 Aralık soruşturmalarını diline dolamaları da bu ilişkiyi kanıtlamaktadır.
Tabi Genel Seçim süreci ile birlikte HDP'nin danışmanlığını yapan Paralel Yapı bu süreçte hükümetin kurulamaması ve Çözüm Sürecinin devamını fırsat bilerek terör olaylarını tırmandırmaya ve bu yolla Ak Parti'yi zayıflatma girişimini hayata geçirmeye çalıştı. PKK terör örgütü kamplarına yönelik operasyonlarının başlaması ile birlikte de '2 polis için operasyon mu yapılır' diyerek ülkeye olan bağlılıklarını ortaya koydular.
Kim ne derse desin. 17-25 Aralık Operasyonları devam ediyor!


