Beşer olmamız hasebiyle ve bize verilen ilmin kifayetsizliği nedeniyle duyu organlarımızın kapsamı dışına çıkamayız. Bizler için ancak müşahede edebileceğimiz şeyleri anlamakta ve kavramakta kolaylık vardır. Bunun ötesi (ğayb) bizlerin mevcut donanımımızla anlamakta ve algılamakta zorlanacağımız bir sahadır. Bizler ancak olayların görünen kısmıyla alakadar olabiliyoruz. Olayların birde görünmeyen tarafları var ki, işte işin hikmeti de burada saklıdır.
Mesela: insanlardan en fazla işkence görenler, insanlığa rahmet olarak gönderilen peygamberler olmuştur. Adil insanlar adaletsizliğe uğramışlardır, iyi insanlar kötülükle karşılaşmışlardır, zalimler ise genelde gücü ve kuvveti ellerinde bulundurmuşlardır. Örnekleri çoğaltabiliriz. Bu görünürde böyledir. Birde işin bizler için görünmeyen tarafı vardır ki, bu ancak bildirildiği zaman kavrayabileceğimiz tarafıdır. Bunun en güzel örneğini, Kehf süresi 60 ila 82 inci ayetler arasında anlatılan Musa as. ile Allah tarafından kendisine Rahmet ve ilim verilen kul arasında geçen kıssada okumaktayız. Bu kıssa şöyle cereyan ediyor:
60- Hani Musa genç-yardımcısına demişti: 'İki denizin birleştiği yere ulaşıncaya kadar gideceğim ya da uzun zamanlar geçireceğim.'
61- Böylece ikisi, iki (deniz) in birleştiği yere ulaşınca balıklarını unutuverdiler; (balık da) denizde bir akıntıya doğru (veya bir menfez bulup) kendi yolunu tuttu.
62- (Varmaları gereken yere gelip) Geçtiklerinde (Musa) genç-yardımcısına dedi ki: 'Yemeğimizi getir bize, andolsun, bu yaptığımız-yolculuktan gerçekten yorulduk.'
63- (Genç-yardımcısı) Dedi ki: 'Gördün mü, kayaya sığındığımızda, ben balığı unutmuş oldum. Onu hatırlamamı Şeytan'dan başkası bana unutturmadı; o da şaşılacak tarzda denizde kendi yolunu tuttu.'
64- (Musa) Dedi ki: 'Bizim de aradığımız buydu.' Böylelikle ikisi izleri üzerinde geriye doğru gittiler.
65- Derken, katımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve tarafımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kulu buldular.
66- Musa ona dedi ki: 'Doğru yol (rüşd) olarak sana öğretilenden bana öğretmen için sana tabi olabilir miyim?'
67- Dedi ki: 'Gerçekten sen, benimle birlikte olma sabrını göstermeye güç yetiremezsin.'
68- (Böyleyken) 'Özünü kavramaya kuşatıcı olamadığın şeye nasıl sabredebilirsin?'
69- (Musa:) 'İnşaallah, beni sabreden (biri olarak) bulacaksın. Hiç bir işte sana karşı gelmeyeceğim' dedi.
70- Dedi ki: 'Eğer bana uyacak olursan, hiç bir şey hakkında bana soru sorma, ben sana öğütle-anlatıp söz edinceye kadar.'
71- Böylece ikisi yola koyuldu. Nitekim bir gemiye binince, o bunu (gemiyi) deliverdi. (Musa) Dedi ki: 'İçindekilerini batırmak için mi onu deldin? Andolsun, sen şaşırtıcı bir iş yaptın.'
72- Dedi ki: 'Gerçekten benimle birlikte olma sabrını göstermeye kesinlikle güç yetiremeyeceğini ben sana söylemedim mi?'
73- (Musa:) 'Beni, unuttuğumdan dolayı sorgulama ve bu işimden dolayı bana zorluk çıkarma' dedi.
74- Böylece ikisi (yine) yola koyuldular. Nitekim bir çocukla karşılaştılar, o hemen tutup onu öldürüverdi. (Musa) Dedi ki: 'Bir cana karşılık olmaksızın, tertemiz bir canı mı öldürdün? Andolsun, sen kötü bir iş yaptın.'
75- Dedi ki: 'Gerçekten benimle birlikte olma sabrını göstermeye kesinlikle güç yetiremeyeceğini ben sana söylemedim mi?'
76- (Musa:) 'Bundan sonra sana bir şey soracak olursam, artık benimle arkadaşlık etme. Benden yana bir özre ulaşmış olursun' dedi.
77- (Yine) Böylece ikisi yola koyuldu. Nihayet bir kasabaya gelip onlardan yemek istediler, fakat (kasaba halkı) onları konuklamaktan kaçındı. Onda (kasabada) yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar buldular, hemen onu inşa etti. (Musa) Dedi ki: 'Eğer isteseydin gerçekten buna karşılık bir ücret alabilirdin.'
78- Dedi ki: 'İşte bu, benimle senin aranda ayrılma (zamanı) mız. Sana, üzerinde sabır göstermeye güç yetiremeyeceğin bir yorumu haber vereceğim.'
79- 'Gemi, denizde çalışan yoksullarındı, onu kusurlu yapmak istedim, (çünkü) ilerilerinde, her gemiyi zorbalıkla ele geçiren bir kral vardı.'
80- Çocuğa gelince, onun anne ve babası mü'min kimselerdi. Bundan dolayı, onun kendilerine azgınlık ve küfür zorunu kullanmasından endişe edip-korktuk.'
81- Böylece, onlara Rablerinin ondan temiz olmak bakımından daha hayırlısı, merhamet bakımından da daha yakın olanını vermesini diledik.'
82- 'Duvar ise, şehirde iki öksüz çocuğundu, altında onlara ait bir define vardı; babaları salih biriydi. Rabbin diledi ki, onlar erginlik çağına erişsinler ve kendi definelerini çıkarsınlar; (bu,) Rabbinden bir rahmettir. Bunları ben, kendi işim (özel görüşüm) olarak yapmadım. İşte, senin onlara karşı sabır göstermeye güç yetiremediğin şeylerin yorumu.'
Söylemeye çalıştığımızı en güzel bir şekilde özetleyen bu kıssa bizlere, olayların birde perde arkasının olduğunu, aceleci davranmamamızı, hoşumuza gitmeyen bir şeyin bizim için hayırlı, hoşumuza giden bir şeyinde bizim için şerli olabileceği (bakara 216) hakikatini hatırlatıyor. Dolayısıyla bize düşen yapmamız gerekeni ihmal etmeden harfiyyen yapmak, gerekli tedbirleri almak ve gerisini Allaha havale etmektir.
