“Bir gece, kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye (Muhammed) kulunu Mescid-i Harâm'dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya götüren Allah noksan sıfatlardan münezzehtir; O, gerçekten işitendir, görendir.” İsra 1.
3 Mayıs Salıyı çarşambaya bağlayan gece isra ve mirac gecesi idi. İsra; gece yürütmek, mirac ise yukarı çıkmak için kullanılan alet, yani merdiven manasına gelir. İsra ve mirac hadisesini anlatmaya gayret edeceğimiz bu sınırlı yazıda öteden beri tartışılan “miraca yükselme bedenle mi olmuştur ruhla mı? Yoksa her ikisiyle mi? Yahut rüyada mı? Allah’ı görmüş müdür? Görmemiş midir?” konularına girmeyeceğiz. Zaten, meselenin özünü kavrayabilme adına buralara girmeye de gerek yoktur.
Bu hadise 10 yılı aşkın bir süre tevhid ve adalet mücadelesi veren bir peygamberin Rabbi tarafından takviye, teskin ve ödüllendirilmesidir. Allah Rasulü peygamberlikle görevlendirildiği günlerde Hz. Hatice ye şöyle demişti: “Artık rahatlık ve uyku dönemi bitti.” Bu söz aynı zamanda şu anlamlara da geliyordu; artık zorluk ve meşakkat yılları, itilip kakılma, alaya alınma, işkenceye tabi tutulma, boykot edilme, hicret etme yılları başladı. Ve bu şekilde de oldu.
Mirac, mü’minler içinde bir imtihandı. Allah Rasulü mirac sabahı gördüklerini anlatmak isteyince Ebu Talip’in kızı ümmü Hani alaya alınmasın diye engel olmak istemiştir. Fakat O as. gördüklerini tüm müşriklerin içinde anlattı. Bunu duyan yeni iman etmiş bazı kişiler “bu kadar da değil” deyip imandan dönerken, müşriklerde, O’nu karalamanın yeni malzemesini bulmanın sevinciyle Ebu Bekir’in yanına giderek “arkadaşının neler söylediğini duydun mu? Diyerek Ebu Bekir’in O’na olan inancını sarsmak istemişlerdir. Fakat, Ebu Bekir’in verdiği cevap Sıddık sıfatını almasına vesile olmuştur.
Merhum Muhammed Hamidullah’ın tespitiyle; “mirac ile ilgili gerçek tavsif ve sahih anlatımları, irşad edici ve bilgi verici ruhi-manevi olaylar olarak okumamız lazım gelir; ayrıca, asla bunları turistik bir seyahat dönüşü anlatılan eğlendirici hikâyeler şeklinde değerlendirmememiz icap eder.”
İsra ve mirac hadisesinin barındırdığı en önemli mesajlardan birisi, Allahın Hak olan davada kulunun yanında ve destekçisi olduğu mesajıdır. Allah Rasulü yıllarca gece-gündüz Mekke halkını İslam’a davet etmiş, bu ise ancak onların inkârını artırmıştır. Efendimiz daha sonra bu daveti Taife götürmüştür. Taif lilerin bu davete cevapları kınamak, alaya almak ve taşlamak şeklinde olmuştur. Allah Rasulü bunların elinden canını zor kurtarmıştır.
Beşer olarak en büyük destekçileri olan eşi Hz. Hatice ve amcası Ebu Talip’i de kaybetmiş olan Allah Rasulü, bu hadiseler karşısında misyonunu yapamadığı endişesine kapılmıştır.
İşte tamda böyle bir haleti ruhiye içerisindeyken Rabbimiz bir takım ayetlerini göstermek, elçisini teskin etmek ve onurlandırmak için O’nu geceleyin mescidi Aksaya yürütmüş, oradan da semavat’a yükseltmiş ve huzuruna kabul buyurmuştur.
Bizim bu hadiseden çıkaracağımız derse gelince; mirac, Allaha yükselmek ve halini O’na arzetmetir. Bu bizim için namazla mümkün olabilecek bir durumdur. Çünkü Namaz mü’min’in miracıdır. Secde anı ise, Allaha en yakın olduğumuz bir zaman dilimidir. Orada her türlü halimizi O’na arz edebiliriz…
