Kişinin, Allah’ın kendisini gördüğü bilincine murakabe ve ihsan bilinci denir. Bu bilinç, kişiyi çoğu zaman hata ve günahlardan alıkoyar. Teşbihte hata olmaz derler… Düşünün ki, 24 saat kameralarla izleniyorsunuz. Bu durumda yanlış bir iş yapmanız mümkün mü? İşte murakabe ve ihsan bilinci de insana dikkatli olma şuuru kazandırmakta.
Fakat bu bilinç ve şuurdan yoksun olan kişiler gözlerden ırak yerlerde olmadık işler yapabiliyorlar. Zannediyorlar ki, insanların görmediğini (haşa) Allah da görmez. Yunus suresinin 61. Ayetinde Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Ne zaman sen bir işte bulunsan, ne zaman Kur'an'dan bir şey okusan ve siz ne zaman bir iş yaparsanız, o işe daldığınız zaman biz mutlaka üstünüzde şahidizdir. Ne yerde ne gökte zerre ağırlığınca bir şey Rabbinden uzak (ve gizli) kalmaz. Bundan daha küçüğü ve daha büyüğü yoktur ki apaçık kitapta (levh-i mahfuzda) bulunmasın.”
Şimdi Hz. Ömer dönemine giderek bu iki durumu anlatan bir hadiseyi okuyalım…
Bir gece vakti Halîfe Hazret-i Ömer, mûtâdı olduğu üzere Medîne sokaklarını gezmekteydi ki, ansızın durakladı. Önünden geçmekte olduğu evden dışarıya kadar taşan bir ana ile kızının tartışması dikkatini çekmişti. Ana, kızına:
“–Kızım, yarın satacağımız süte biraz su karıştır!” demekteydi. Kız ise:
“–Anacığım, halîfe süte su karıştırılmasını yasak etmedi mi?” dedi. Ana, kızının sözlerine sert çıkarak:
“–Kızım, gecenin bu saatinde halîfenin süte su kattığımızdan nasıl haberi olacak?!.” dedi. Ancak gönlü Allâh sevgisi ve korkusu ile diri olan kız, anasının süte su katma hîlesini yine kabûllenmedi ve:
“–Anacığım! Halîfe görmüyor diyelim, Allâh da mı görmüyor? Bu hîleyi insanlardan gizlemek kolay, ama her şeyi görüp bilen kâinâtın Hâlık’ı Allâh’tan gizlemek mümkün mü?..” dedi.
Konuyu açıklığa kavuşturan şu güzel imtihanı da sizlerle paylaşmak istiyorum… Bir hoca yetiştirdiği talebeleri artık eğitimlerini tamamlama aşamasına geldiğinde, her türlü dini ve ahlaki bilgiyi öğrettiği inancıyla onlara son bir ders vermek istemiş.
Her birine bir tavuk vermiş ve bu tavukları hiç kimsenin görmediği bir yere giderek kesmelerini söylemiş. Talebeler açık araziye dağılmışlar ve kimi bir mağaraya, kimi bir ağaç kavuğuna, kimi ise benzeri bir kuytuya çekilerek ve etraflarını kontrol ederek tavuğu kesmişler ve koşarak hocalarına geri dönmüşler.
İçlerinden sadece biri akşam olmasına rağmen geri dönmemiş. Sonunda elinde tavuk ile birlikte ama onu kesemeden geri döndüğünü gören hocası ve arkadaşları neden tavuğu kesmediğini sorduklarında verdiği cevap “Hiç kimsenin beni görmediği bir yer bulamadım” şeklinde olmuş.
Bunun üzerine tüm arkadaşları biraz da alay edercesine kendisine gülerken, hocası duruma biraz daha açıklık getirmesini isteyince talebe “Hocam sizden pek çok ilim tahsil ettim. Ama bir sözünüz vardı ki onu kalbimin tam ortasına yazdım adeta. Bu söz ise, biz onu görmesek de Allah’ın her an bizi gördüğü ve yaptıklarımızdan haberdar olduğuydu. Siz hiç kimsenin görmeyeceği bir yerde tavuğu kesmemizi söylemiştiniz oysaki ben Allah’ın beni görmediği bir yer bulamadım” diye cevap verince hocası son dersini anlayan en azından bir talebesinin olduğunu görüp tebessüm ederek emeklerinin boşa gitmediğini anlamış.
Bu bilinç ve şuurla bir hayat yaşamayı Rabbim bizlere nasip eylesin.
