En kötü fikir, bilgi sahibi olmadan edinilen fikirdir. Bu yüzden “bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olma” denmiştir. Bir konuda bilginiz yoksa ya susacaksınız, ya da konuşmadan önce o konu hakkında bilgi toplayacaksınız. Geçen gün Asım Öcal’ın “Besni’ye Din geldi” başlıklı bir yazısını okudum. Yazı bana “ Deve’ye boynun neden eğri? Demişler, “Nerem doğru ki” cevabını hatırlattı. Yani, yazıda konu ettiği mesele hakkında bilgisizlik, önyargı, çelişki, hakaret, aşağılama, hedef gösterme vb. O kadar çok ki, neredeyse yazının doğru bir tarafı yok. Şimdi bu yazıdan bazı alıntılar yaparak hem ne demek istediğimizi daha net ortaya koyalım, hem de Asım Öcal’a cevap verelim.
Şöyle diyor Öcal: “Besni’den önemli din âlimleri de çıkmıştır. Dolayısı ile dinle bir sorunu olmadığı gibi, dinini en iyi yaşayan dini-dar değil, dindar bir şehir olan Besni’ye kimsenin din öğretme haddi olamaz. Ama son zamanlarda ortada Bitlis ve Urfa’dan geldiklerini söyleyen şalvarlı, uzun ve örgülü saçlı, uzun sakallı giyim ve kuşamlarıyla farklı tipler dolaşmaya başladı.
Yeni kentte apartmanlara girip kapı, kapı dolaşıp, Besni’ye din öğretmeye geldiklerini söyleyen ve insanları sohbet etmek için Mustafa Kara camisine davet eden bu cudamlar, gençleri yolda durdurup önce kısa bir vaaz verip, sonra da kalem ve defterinizi alıp akşamları Mustafa Kara camisine geliniz ve din sohbetlerimize katılın böylece Müslümanlığı öğreneceksiniz deme cüretini gösteriyorlar.”
Öcal! Hem, Besni’nin din ile bir sorunu olmadığını, dini’ni en iyi yaşayan, dindar bir şehir olduğunu söylüyorsunuz, hem de, Besni’de gerek müftülükten, gerek de emniyetten izin alarak insanları zorlamadan camiye DAVET ederek dini tebliğ eden insanlardan, onlara cudam (kötü adam, görgüsüz kimse, adam olmayan) deyip aşağılayarak şikâyette bulunuyorsunuz.
Siz, Besnililerin avukatı mısınız? Besnililerin dili yok mu? Bu kişilerin söyledikleri dine muhalif şeylerse, zaten dini-dar olmayan Besnililer gereken cevabı bu kimselere verirler ve davetlerine de icabet etmezler. Dolayısıyla sizin kaygılanmanıza gerek yok. Hem memleketin müftüsü, hocaları varken bu konuda konuşmak takdir edersiniz ki, size düşmez. Yazınızın en başında “Besni’nin farklılıklara hoşgörülü olduğunu, (kaldı ki din Besni’nin asli unsuru) ötekileştirmediğini” söylüyorsunuz, sonrada insanların şalvarlarına, sakallarına ve saçlarına göndermeler yaparak hoşgörüsüzlük ve ötekileştirme yapıyorsunuz. Bu insanlara laf söylemeden önce iki dakika ne söylediklerini dinleseydiniz yahut internette kısa bir araştırma yapsaydınız kim olduklarını, maksatlarının ne olduğunu görürdünüz.
Ben sizin için bu araştırmayı yaptım. Bakın bu adamlar kimmiş sizde öğrenin. Ki, vaveyla koparmayasınız.
Bu kişilerin bağlı bulunduğu cemaat dünyada “Tebliğ Cemaati” diye bilinir. Tebliğ Cemaati, ulaşabildiği herkese İslâm'ın faziletlerini açıklama esasına dayanan İslâmi bir cemaattir. Her mensubu, zamanının bir bölümünü İslam’ı yaymaya ayırıp, partizan gruplaşmadan ve siyasi meselelerden uzak bir şekilde bu görevi yerine getirmekle mükelleftir.
Kurucusu Şeyh Muhammed îlyas Kan-dehlevi'dir. Hindistan'ın Sharenfur Eyaleti'nin bir köyü olan Kan-dahle'de doğmuş, ilk tahsilini burada yaptıktan sonra Delhi'ye geçerek, Hindistan'ın en büyük Hanefi medresesi olan Diyobend medresesinde tahsilini tamamlamıştır.
Temel Düşünceleri:
Cemaatin kurucusu, şu altı ilkeyi cemaatin esası olarak ilan etmiştir:
1- 'Lailahe İllallah Muhammedun Rasu-lullah'ı kavramak.
2- Namaz kılmak.
3- İlim ve zikir yapmak.
4- Her Müslüman’a ikramda bulunmak.
5- İhlâslı olmak.
6- Allah yolunda seferber olmak.
Davalarını (İslam’ı) yayarken şu hususlara dikkat ederler.
a) Bir şehrin halkına tebliğ de bulunmak üzere cemaatten bir grup hazırlanır ve her biri beraberinde basit bir yatak, azık, asgari yiyecek ve harçlık alır.
b) Bir şehre, köye geldikleri zaman işbölümü yaparlar; bir kısmı kalacakları yerin temizliğini yapar, diğer bir kısmı da çarşı ve sokaklarda dolaşıp, Allah'ı zikrederek halkı toplantıya ve konuşmayı dinlemeye davet eder.
c) Toplantı saati geldiğinde hepsi bir araya gelir, önce bildiriyi dinlerler. Daha sonra halkı gruplara ayırırlar. Her davetçi bir grubu alarak onlara abdest, namaz ve Kur'an öğretirler. Bu toplantılar haftanın birkaç günü tekrarlanır.
d) O yerde kalacakları süre bitmeden önce, davanın tebliği için o köy veya şehir halkından gönüllü olanları da alarak birkaç gün, bir hafta veya bir ay davayı yaymak için başka bir beldeye giderler. Bu arada, dava ve zikir işinden başka bir işle meşgul olmamaları, İşlerinin Allah rızası için olması sebebiyle köy ve şehir halkının yemek davetlerine de icabet etmezler.
Davet Hindistan'da başlamış, Pakistan'da ve Bangladeş'te hızla yayılmıştır. Daha sonra diğer İslâm ülkelerinde de görünmeye başlamıştır. Halen Suriye, Ürdün, Filistin, Lübnan, Mısır, Sudan, Irak, Türkiye ve Hicaz'da taraftarları vardır.
Davaları dünyanın Müslüman olmayan birçok ülkesine de yayıldı. Avrupa ve Amerika'da, Müslüman olmayanları İslâm'a çekme hususunda hissedilir gayretleri vardır.
Devam edecek.


