Bugün - 19 Şubat 2018 Pazartesi
Foto Galeri
Video Galeri
Firma Rehberi
Künyemiz
Üye İşlem
 Bize Ulaşın
www.besniyenibakis.com Logo
-
Adıyaman 14°°C
Yazar Detayları

Fatih POLAT

Fatih POLAT - Hendek Siyasetinin Mağdurları

Hendek Siyasetinin Mağdurları
Yazı Tarihi: 21 Ocak 2016 Perşembe

Diyarbakır’ın Sur ilçesinde ikamet eden bazı mağdurlar El cezire muhabiri Abdulkadir Konuksever’e bölgede yaşananları anlattı. Olayları birde bölge sakinlerinden ve mağdurlarından dinlemek muhakemeyi iyi yapabilme açısından önemlidir. İşte Sur mağdularının anlattıkları:

"Bizi kendi şehrimizde mülteci yaptılar..." "Kızım geceleri delirecek gibi oluyor...", "Çıkıp hendekleri savundular ve evlerine döndüler. Ben dönebiliyor muyum? Hayır..." Diyarbakır'ın Sur ilçesindeki evlerini terk edenler, önceki ve sonraki yaşamlarını, kimliklerinin gizlenmesi kaydıyla Al Jazeera’ye anlattı.

Diyarbakırlı şair Ahmed Arif’in, "Diyarbekir Kalesinden Notlar" ve "Adiloş Bebenin Ninnisi" şiirinin ilk dizelerini ezberden okuyarak başlıyor sözlerine Mehmet:

“Varamaz elim

Ayvasına, narına can dayanamazken,

Kırar boynumu yürürüm.

Kurdun, kuşun bileceği hâl değil,

Sormayın hiç

Laaaaal...

Kara ferman çıkadursun yollara,

Yârin bahçesi tarumar,

Kan eder perçem…”

“İşte biz böyle, boynumuzu kırıp çıktık, evimiz eyvanımız târûmar, ama dilimiz lâl.”

Otuzlu yaşların ortalarındaki inşaat işçisi Mehmet, çocuklarıyla sığındığı ağabeyinin evinde cümlelerini aceleyle birbirine iliştirirken huzursuz ve gergin. Toplamda 18 nüfus 80 metrekarelik evde yaşıyorlar. Ağabeyi olsa da zorunlu ve uzun misafirliklerinin mahcubiyeti davranışlarının tamamında kendisini gösteriyor. Gürültü yaptıklarında sadece kendi çocuklarına kızıyor ve yeğenlerinin mesul oldukları yaramazlıkların ceremesini de yine kendi çocuklarından çıkarıyor.

‘Memlekette mülteci’

Mehmet, Sur’da güvenlik endişesiyle  açık edemediği bir mahallede eşi ve dört çocuğuyla, kendi ifadesiyle ‘fakir’ bir yaşam sürerken, nasıl ‘kendi memleketlerinde mülteci’ olduklarını anlatıyor. 

"Kızım geceleri delirecek gibi oluyor. Uzaklara gidebilecek imkânımız yok. Elde avuçta bir şey kalmadı, vallahi bir kat elbise alıp çıkabildik evimizden."”

“Evim, işim, çocuklarımın okulu ve bütün hayatımız Sur’da. Surların dışına çıktığımda garip hissederim kendimi, orada doğdum ve oranın dışına askerlik haricinde hiç çıkmadım. Ama şimdi zoraki çıkardılar işte. Gelip buraya sığındık, buradan başka gidecek yerimiz yok. Çünkü akrabalarımın da tamamı Sur’da oturuyor. Ağabeyim bizi konukseverlikle karşıladı, ama onların da bir hayatı var. Erkekler bir odada, kadınlar bir odada yatıyoruz. Yemek yerken herkese yetecek kaşık bile yok. Haftada bir gün elime iş ya geçiyor ya geçemiyor, ondan kazandığımla da ekmek alıyorum. Gücüm başka bir şey yapmaya yetmiyor. Hanımıma, evlatlarımın durumlarına baktığımda bu da benim zoruma gidiyor. İşte böyle abi, bizi memleketimizde, kendi şehrimizde mülteci yaptılar.”

‘Baba gitme, mayın patlar’

Sur ilçesini terk edenlerin sığındıkları yerlerden biri Bağlar ilçesi. Akşam saatlerinde göz yaşartıcı gaz ve yakılan lastiklerin kokusu havada asılı duruyor. İlçenin bazı yerlerinden patlama sesleri yükseliyor. Caddelerde şehir içi çalışan minibüs dışında trafik yok. Her patlamada birkaç perde açılıyor tuğla binalardan, seslerin geldiği yön kestirilmeye çalışılıyor; ardından daha sıkı kapatılıyor.

Murat, Sur’da Dabanoğlu mahallesinde oturuyor. 30 yaşında ve iki çocuğu var. İlköğretim birinci sınıf öğrencisi kızının her dışarı çıkışında bacaklarına sarılıp ‘baba gitme, mayın patlar ölürsün’ dediğini anlatıyor. Ona göre; mayın, patlama, roket ve kanas ifadelerini küçük kızının kelime dağarcığına sokanlar bu meseledeki suçlu taraf.

“Kızım mahallelerimizde yaşananların birebir şahidi oldu. Patlamada yere yatmayı öğrenmiş. Sur’da çatışmalar sürerken evimizin içinde köşe kapmaca oynuyorduk sanki. Patlama nereden gelirse daha uzak odaya kaçıyor, o tarafta silah sesleri artınca başka bir odaya. Böyle bir yaşam olabilir mi Allah aşkına? Her sokağa çıkışımda bacaklarıma sarılıp ağlıyordu. Mayınla öleceğimi düşünüyordu. Daha el kadar kız ve roket, kanas, mayın ve ölümleri biliyor; nasıl bir hayatı olacak büyüyünce düşünebiliyor musunuz? Çıktık Sur’dan, bacımın evine geldik ama bu semtte de patlamalar eksik olmuyor. Kızım geceleri delirecek gibi oluyor. Uzaklara gidebilecek imkânımız yok. Elde avuçta bir şey kalmadı, vallahi bir kat elbise alıp çıkabildik evimizden. Neyimiz varsa bu üzerimizde gördükleriniz.” 

Nasıl başladı?

Sur’dan kaçıp kentin banliyölerine sığınanların çoğuna göre, Sur’daki mesele hendekten önceye dayanıyor. Murat bu görüşte olanlardan. Sur’da bugün yaşananların altyapısının çözüm süreci ile birlikte atıldığını anlatıyor.

"Hendekler kazılmaya başladığında Hevsel bahçelerinden de motosikletli gençler sırt çantalarıyla silah taşıyorlardı. Günlerce yığınak yaptılar."”

“30 yıldır orada yaşıyorum. Mahallemdekileri ev ev, isim isim tanırım. Bu çözüm süreci başladığında baktım ki her gün yeni insanlar geliyorlar ve yerleşmeye başlıyorlar. Sorup soruşturduğumda sınır dışına çıkmayan örgüt mensupları olduklarını öğrendim. Çarşıda, pazarda, kahvelerde insanları toplayıp bir şeyler anlatıyorlardı. Düzgün, hatta İstanbul Türkçeleri vardı. Duvarlarda ‘MLKP’ yazıları görmeye başladım. Sonra ....... 'den (Al Jazeera'nin okurlara notu: Burada bir başka şehrin ismini veriyor, bunu yayıncılık prensiplerimiz gereği yazmıyoruz) geldiklerini öğrendim. Buldukları erkekleri, kadınları yollarından çevirip propaganda yapıyorlardı. Ne zamanki Suruç saldırısı oldu, bunların hem sayısı arttı, hem de sertleşmeye başladılar. Mahallemizde kimlik soruyorlar ve ‘bu hangi taraftan’ diyerek bizleri tanıyanlara soruyorlardı. Hendekler kazılmaya başladığında Hevsel bahçelerinden de motosikletli gençler sırt çantalarıyla silah taşıyorlardı. Günlerce yığınak yaptılar. Yıkılan eski yapıların molozlarından ve belediye kamyonlarının taşıdıkları kumları çuvallara doldurup barikat yaptılar. Mahallenin çocuklarını yanlarına aldılar, YDG-H diye eğitim verdiler. Zaten onların bütün ayak işlerini, kılavuzluk gibi işleri bu YDG-H’liler görür. O gün anladım ki bir daha huzurumuz olmayacak.”

‘Evim işaretlendi’

Görüş olarak hiçbir tarafa yakınlığı bulunmamasına karşın mahallelerine gelenlerin baskıcı tutumuna karşı çıktığı için evinin işaretlendiğini anlatan Murat, şöyle devam ediyor sözlerine; 

"Sokağa çıkma yasağı kaldırılınca önceden boşalttıkları evlere çekiliyorlardı. Bu sefer polis gelip küfürler etmeye başlıyordu. Ana avrat düz gittiler."”

“Sabah kalkıp baktım ki, evimin kapısına boya ile çarpı atmışlar. Çocuklar yaptı zannettim, ama mahallede aynı boya ile atılmış başka çarpılar da gördüm. Ya dindar ya da benim gibi bağımsız insanlardı, bütün evleri biliyordum. Akşamları ateş yakıp etrafında halay çekip kapıları çalıyorlardı. Mahalledekilerin de kendilerine katılmalarını istiyorlardı. Çatışmalar ve sokağa çıkma yasakları başladığında tutumları tamamen değişti. Kapıları kapatmak yasaktı, istedikleri zaman girip çıkıyorlardı. Akşamları tencere tava çalarak gürültü çıkarmamızı istiyorlardı. Tencere çalmazsan hain oluyordun. Sokağa çıkma yasağı kaldırılınca önceden boşalttıkları evlere çekiliyorlardı. Bu sefer polis gelip küfürler etmeye başlıyordu. Ana avrat düz gittiler. Onlara destek verdiğimizi, mücadele etmemiz gerektiğini anlatıyorlardı. YDG-H’lilerin yazı yazdıkları duvarlara onlar da yazıyorlardı. Bu yazılar ve tavırları insanları YDG-H çevresine itti. Devlet ilk günden müdahale edip şefkatle yaklaşsaydı bu olaylar bu boyuta gelmezdi. Buraları çok boşladılar ve senin boş bıraktığın yerleri birileri gelip doldurur. Arada da benim, senin gibi insanlar ezilir.” 

‘Kapıyı açın!’

Ev hanımı M.C.Sur’daki olayların ardından kaçıp kızının evine sığınmış. Elinde mendili ve anlattıklarına ancak gözyaşlarını silerken ara veriyor.

“Gece 11 gibi kapım çalındı. Korktum, o saatte kimseyi beklemiyorum. Açmayınca daha sert çaldı. ‘Aç, kırdırma bize’ dediler. Açtım iki kadın, iki erkek. ‘Niye açmıyorsun?’ diye sorduklarında korktuğumu söyledim. ‘Bizden değil, T.C.’den korkun’ diyerek, geçip içeri oturdular. Yemek istediler; verdim, çay istediler verdim. Sonra konuşacaklarını söyleyerek odadan çıkmamı istediler. Sokağa çıkma yasağı nedeniyle eşim eve gelememişti ve kızımla tektik evde. Çıkıp gittiler, ama kapıyı hep açık tutmamızı istediler. Bir terlik koydum kapının arasına. Sonraki gün yine geldiler. Bir silah verip saklamamı istediler. Mecburen alıp kilere koydum. Elim ayağım titredi. Çok korktum, bana değil ama kızıma zarar vermelerinden endişelendim. Ertesi gün gelip silahlarını aldılar. Orada oturamayacağımızı anladık. Sokağa çıkma yasağı kaldırıldığında çıktık geldik. Görenlerden öğrendiğimiz kadarıyla evden ayrıldığımız için roketle yıkmışlar talan etmişler. Ben şimdi nereye gideceğim bilmiyorum. Hep burada kalamam ki.” 

 
İletişim E-Posta: - Telefon: Okunma Sayısı: 643
 
Yorumlar
*** Yorum Yaz
Bu yazıya hiç yorum yapılmamış, ilk yorumu siz yapın.

Diğer Yazıları

İnsanlık Yükü
Allah İle Pazarlık
Zulüm Bizdense Ben Bizden Değilim
Acizlik Nedir Bilir misin?
Dünya Sessiz Sedasız İzliyor
Aşk Yolu Kerbela
Mağluplar Galipleri Taklit Eder
Nice Az Topluluklar Çok Topluluklara Galip Gelmiştir
Biz ve Çocuklarımız Yurtlarımızdan Sürülmüşken
28 Şubat Paranoyası Yeniden Hortlatılmak İsteniyor!
El İnsaf Diyorum
Yurtta Sulh!
Kadir Gecesi Nedir Bilir misin?
Belediyelerin Ramazan Etkinlikleri
Şehrullah Allah’ın Ayı Ramazan
Kur’an Ayı Ramazan
Büyük ve Mübarek Bir Ayın Gölgesi Üzerimize Düşmüştür
Cennet Meyvesi Pahalıdır
Tesettür Moda Değil, Allah’ın Emridir!
Hedefimiz Doğruluk
Allah’a Yürüyüş ve Yükseliş
Kıyamet Bilinci
Allah da mı Görmüyor?
Yeniden Kardeş Olma Vakti
Ensar Vakfı Meselesi ve Mal Bulmuş Mağribi
Günahın Fiberi, Dijitali, Kotalısı, Kotasızı Olmaz!
Şeytanın Hedefi
Terörizme Karşı Önlemler
8 Mart Sürüm Sürüm Sürünen Kadınlar Günü
28 Şubat Bir Zihniyetin Temsilciliğidir!
Bu Din Sahipsiz Değildir
ASIM ÖCALA CEVAP, ÇEK ARTIK ELİNİ VE DİLİNİ BU DİNİN ÜZERİNDEN 2
Asım Öcal’a Cevap: Çek Artık Elini ve Dilini Bu Dinin Üzerinden
Cehennemden Uzaklaştırıp Cennete Sokacak Ameller
Hendek Siyasetinin Mağdurları - 2
Hendek Siyasetinin Mağdurları
İnşallah-Maşallah Demenin Önemi
Müslüman Yılbaşı Gecesini Kutlayamaz!
İnsanlığa Yeni Bir Ruh Ve Yeni Bir Nefes
Şeytan İşi Pislikler
İçtiği Sigaranın Adında Kişilik Arayan Karektersizler!
Peygamber Mirası 2
Peygamber Mirası
Ölüm Bize Ne Yakın Ne Uzak
Firavun’un Sarayında Bir Mü’min
Büyük Çelişki
Aldığımız Nefesi Bile Geri Veriyoruz
Büyüklerin Ellerinden, Küçüklerin Gözlerinden…
Rabbin İçin Namaz Kıl ve Kurban Kes!
Kafirler İstemese de İstikbal İslamındır!
Haz, Zevk, Şehvet ve Lezzet
Ramazan Mektebinden Mezuniyet
Kur’anı Anladıkça
Arsızlığa Cesaret Zinaya Aşk Dediler
Ramazanı Nasıl Geçirmeliyiz?
Ramazan, Başı Rahmet, Ortası Mağfiret ve Sonu Cehennem’den Kurtulma Ayıdır
Riyakâr Yalancıların Hazin Sonu
Seçime 3 Gün Kala Bazı Notlar
Olayların Perde Arkası
Mısır’ın Yeni Firavunu Sisi
Çıplaklık Kültürü
Milli Öğütüm Sistemi
Irk Meselesine Müslümanca Bir Bakış
Sultan Fatih’in İstemem Şiiri
Müjdecim, Kurtarıcım, Efendim, Peygamberim; Sana Uymayan Ölçü Hayat Olsa Teperim!
Hayatı Çalınan Hayatsız Kadın
Çanakkale Ruhu ve Sorumluluk Bilinci
Suriye Direnişi 5. Yılında
Allah, Kuluna Kâfi Değil midir?
Kürt Meselesine İslami Çözüm Çalıştayından Notlar
Ağdaş Ebu Lehepler: Charlio Hebdo Ve Yerli Uzantısı
Peygamberimize Mektup
Seçime 3 Gün Kala!
Büyük Şeytan Amerika
Sırtlanları Geçti Beşer Yırtıcılıkta
Dört Formül
Yapmayacağınız Şeyleri Niçin Söylüyorsunuz?
Bize Bir Nazar Oldu
Ebuzer Mesih-ul islam
Diğer Yazarlar

Kur'an'da Aşk Var mı?
Yükseköğretim Kurumları Sorunu (YKS)
İşte Abdulhamid Burada !...
Oğuzhan Tan - Böldürmek İstemiyorsak Bölünmeyelim!
İnsanlık Yükü
Öğretmenler ve Maarif Davamız
Marjinal Ulusalcı Lümpenler
Besni Yenibakış Gazetesi
Ulusal Gazeteler
Yazarlar 
Anket

Yeni haber sitemizi nasıl buldunuz ?


  
Çok Güzel314 Kişi (% 56 )
  
İdare Eder26 Kişi (% 5 )
  
Biraz Kötü218 Kişi (% 39 )

Toplam 558 Kişi

Hava Durumu ( Adıyaman )
Bugün
2°°C - 14°°C
Salı
6°°C - 14°°C
Çarşamba
8°°C - 14°°C
Perşembe
9°°C - 12°°C
Namaz Vakitleri ( Adıyaman )

İmsakGüneşÖğleİkindiAkşamYatsı
05:4307:0512:4815:4818:1819:34

19 Şubat 2018 Pazartesi
Röportajlar
Mercimekte 3 Bin Ton Rekolte Bekliyoruz
Türkiye'deki mercimeğin yüzde 25'inin üretildiği Adıyaman'da çiftçiler, yağışlar sayesinde bereketli bir sezon geçiriyor. H...
»
»
»
Tarihte Bugün
1405 - Emir Timur'un vefatı.
1918 - Erzincan/Çayırlı'nın kurtuluşu.
Kim Kimdir
Günün Sözü
Namus görünmez bir cevherdir; çok kere ona sahip olmayanlar sahipmiş gibi görünürler.
(Shakespeare)
Arşiv Arama
Modül 1

Anasayfa
Site Haritası
Sitenize Ekleyin
RSS Kaynağı
Hakkımızda
Künyemiz
Facebook
Twitter
Bize Ulaşın
Copyright ©2013 - Tüm hakları saklı tutulmaktadır.
Bu sitede yayınlanan tüm resim, materyal ve içeriğin telif hakları tarafımızca saklı olup izinsiz alınıp kullanılamaz.
0,14ms